28 Temmuz 2014 Pazartesi

Bosluk acin zihinlere!

Terrence Deacon’in “Incomplete Nature” kitabinin bende cagristirdiklariyla ilgili yazacagim. Zihnin maddeden nasil meydana geldigi konusunda yazilmasi bakimindan oldukca iddiali bir kitap bu. Milyonlarca yil boyunca bu dunyada hicbir zihin yoktu, fakat simdi var. Iste tam olarak bu olgu, bir aciklama gerektiriyor diyor Deacon. Tabi bu aciklamanin, fiziksel surecler uzerine kurulmasi gerekirken, ayni zamanda zihinlerin nevi sahsina munasir tuhaf ozelliklerini de görmezden gelmemesi gerekiyor. Nedir zihinlerin bu kendine ozgu ilginc ozellikleri? Deacon’a gore bu, beraberinde getirdikleri “yokluk”. Söyle örneklendirelim: Amac, istek, niyet, planlama gibi zihinsel özelliker, fiziksel olarak orada mevcut olmayan bir seye gönderme yaparlar. Bu mevcut olmayan seyle alakali olma durumu, zihinlerin sahip olduklari temsil (representation) ozellikleri ile gelir, ve zihinlere yokluksal (absential) olma niteligi verir.

Bu okudugunuz cumleyi anlama yeteneginiz, zihnin bu yokluksal isleyisinin bir ornegidir. Anlam, kelimelerde bulunmaz. Anlam, kelimelerin gonderme yaptigi ve kelimelerin otesine gecen yerin zihninde temsil edilmesi sonucunda ortaya cikar. Ayni sekilde bir fikranin veya sakanin anlasilmasi, zihnin fikrada icerilmeyen fakat cagristirilan yere bir sicrama yapmasiyla mumkun olur. Iste su sasirtici gözlem uzerine yaziyor kitabi Deacon: “Yoklugun oynadigi bu nedensel rol, doga bilimleri tarafindan görmezden gelinmistir. Bilimsel teoriler, bizim icin hayatta en onemli seyler olan anlam, amac ve deger gibi kavramlarin fiziksel dunyada nasil varolduklarini aciklamakta yetersiz kalmistir.” Kitabin geri kalani, zihnin bu yokluksal ozelligini dinamik fiziksel surecler ve özdenetimsel (self-organization) mekanizmalarla aciklamaya calisiyor.

Kitabin bence en ilginc noktalarindan biriyse, parca-butun iliskisine getirdigi yeni bakis acisi. Deacon, butunun parcalarinin toplamindan daha fazla bir sey olmadigini, tam aksine, butunun, parcalarin ve parcalarin olasi tum etkilesimlerinden daha az bir sey oldugunu iddia ediyor. Bu gorusunu, kisitlama (constraint) kavrami uzerine temellendiriyor ve su ornegi veriyor: Bir vucudun ya da bir araba motorunun sorunsuz calismasi icin, parcalarin yaptiklari islemlerde buyuk oranda kisitlandirilmalari gerekir. Bir molekul baska bir molekulu sentezler ve bu molekul de baskasini. Tum bunlar, hucresel sureclerin kontrolu altindadir ve bu surecler tarafindan kisitlanirlar. Yasamsal islev, bu kisitlamalar sonucunda olusur. Ölum ise bu kisitlamalarin ortadan kalkmasi demektir. Artik molekuller istedikleri gibi etkilesebilirler, kisitlamalar ortadan kalkmistir artik, tabi yasam da…

Nasil okumaliyiz Deacon’un bu fikrini? Sanki yasam icin vazgecilmez olan kisitlama (constraint) kavramiyla zihne mahsus yokluksallik arasinda bir benzerlik var gibi. Ikisi icin de icermedikleri seyler islevsel rol oynuyor. Belki de yasami ve zihni aciklamak icin hep daha fazlasinin gerekli oldugunu, hatta maddesel olmayan, ruhani bir aciklama gerektigini dusunurken gozden kacirdigimiz sey, sahip olduklari bu yokluktu. Tipki bardagi islevsel yapan seyin bardagin icindeki bosluk olmasi, ve bardagin salt maddesel analizinin bu boslugun islevini gozden kaciracak olmasi gibi, yasam ve zihnin maddesel analizinin de bu bosluklari hesaba katmasi gerekiyor.

Cok uzatmadan bu kisitlama kavraminin bende cagristirdiklarina biraz degineyim. Özgur’le gecenlerde yaptigimiz sohbette, biyogenetik dalindaki gelismelerden bahsetmistik. Yapay organlar, genetik haritalandirma, yaslilik calismalariyla beraber ölumsuzlugun bulunma ihtimali gibi seyleri konusan bir tur haline geldi insanoglu. Dunya tarihinde simdiye kadar hicbir canli, kendi turunun, diger canlilarin ve hatta tum gezegenin kaderini degistirme potansiyeli konusunda bu kadar guclu olmamisti.  Insanoglu yasadigi dunyayi oylesine degistirdi ki gunumuzde artik neyin dogal, neyin yapay oldugu sorusu bile anlamini yitiriyor. Simdi bunu onceki paragraftaki kisitlanma kavramina baglayacak olursak, insan evrimi bir anlamda, yasamsal sureclerin kendi uzerine uyguladigi kisitlandirmayi gevsetme sureci olarak degerlendirilebilir. Yasamsal sureclerde ortaya cikan aksaklik ve gevseklikler, tibbi mudahale sayesinde varliklarini surdurebiliyor. Bu tip bir gevseme ornegi, kopeklerin evcillestirme sureclerinde de gorulebilir. Kopeklerde su anda gördugumuz cesitlilik, yasamsal kisitlamalarin insan kaynakli gevsemesi sonucu meydana gelmistir. Normal sartlar altinda hayatta kalamayacak bircok kopek cinsi, insan bakimi ve yapay ciftlestirme sonucunda varligini surdurmustur.

Peki ayni gevseme durumu insan zihni icin de gecerli mi? Gunumuz toplumunda buyuk beyinlere sahip olma konusunda ne kadar kisitlama mevcut? Tahmin edeceginiz uzere, burada da bir gevseme durumu söz konusu. Modern insan beyni, giderek kuculme egilimi gösteriyor. Dogal secilim, titiz bir ekonomisttir ve sorunlara oldukca ekonomik cözumler sunar. Bu baglamda zihinsel islevlerinin cogunu birikimsel kulturel bilgiye, bilgisayarina ve iphone’una borclu olan insan, belki de biyolojik olarak  bakimi oldukca maaliyetli olan beynini kucultme yoluna gidiyor gibi gorunuyor. Tabi burada yine dogal-yapay ayrimini yapmak guclesiyor. Gunumuz makineleri, bir bakima beynimizin uzantilari olarak degerlendirilebilir. Bu bakimdan aslinda biyolojik olarak kuculen beynimiz, teknolojik olarak epeyce genisleme egilimi gosteriyor. Hatta soruyu tersten sorarsak, her an internet, sosyal medya vs. tarafindan bilgi bombardimanina tutulan beynimiz, bu bilgilerden bir anlam cikartacak zamana ve biyolojik kapasiteye sahip mi acaba? Burada yine Deacon’in yokluksallik kavrami farkli bir okumaya tabi tutulabilir. Belki de yine hep daha fazlasina bakma, aradigimizi hep bir sonraki bilgi parcasinda bulma yanilgisina dusuyoruz. Belki de ihtiyacimiz olan durmak, ve beynin eksik kalan parcalari doldurmasina, veya dogru sorular sormasina izin ve zaman vermektir. Belki de Eckhart Tolle degisiyle, kelimelere degil, kelimeler arasindaki sessizlige kulak vermektir bazen gereken…

Bence zekanin ozgurce akacagi bosluklara ihtiyacimiz var gunumuzde. Bilmiyorum demek ve soru sormak, böyle bir bosluga bir kapi acabilir. Gunumuzde cabuk cevaplarin pesinde kosturup durmaktan, bir soruyla bas basa kalamiyoruz. Sorunun kendisini acmasini, zihnin icinde yeni acilimlar filizlendirmesini beklemeye tahamullumuz yok. Bir soru, yarattigi buyuleyici boslukla, zihnin yokluksal sureclerinin serbestce akmasina imkan taniyan taniyan bir kapidir belki de. Sorgulamadan bilgi toplayan makineler, Deacon’in kitabinda modern toplumun zombileri olarak tanimlanmisti. O halde Dunyayi Kurtaran Adam filminde galaksi cagini yasayan insanligi tanimlayan “cok gelismis bir teknigin makinelesmis insanlariydiniz.” repliginde sözu gecen insanliga dogru evrilmemek icin ne yapmali? Sormali, soruyla kalmali!


Can