1 Mart 2015 Pazar

Büyülü Sükunet ya da "Encounters at the End of the World"

BBC şahane doğa belgeselleri yapıyor. Örneğin frozen planet serisi var. İzlerken kaptırıp gidiyor insan, bir garip serinlik duygusuyla izliyor kutupları, doğanın yüceliği karşısında büyüleniyor...

Diğer taraftan bir de Werner Herzog'un encounters at the end of the planet belgeseli var. İzlemeyenler için şiddetle tavsiye ederim. Adeta tamamlıyor BBC'nin frozen planet serisini.

Werner Herzog da kutupları (Antarktika'yı) anlatıyor; fakat onun odak noktası ve soruları başka: O, penguenlerle değil, oraya çalışmaya gitmiş insanlarla ilgileniyor, insan doğasına dair başka sorular soruyor. Üstelik sadece bilim adamlarıyla değil, örneğin iş makinesi operatörleri ve mekaniklerle de ilgileniyor... Çok ilginç insanlar bunlar, her birinin hikayesi birbirinden ilginç. Fakat onları orada buluşturan ortak bir sebep de var gibi; ya da her birinde fark ettiğiniz ortak bir duygu durumu; bilemiyorum... Örneğin, buz dağları üzerine çalışan bir bilimi adamı, inanılmaz bir dinginlik içinde gece gördüğü rüyasını anlatıyor. Buz dağlarını görmüş elbette, bir buz dağıyla okyanusta sürüklendiğini... Anlatıyor: "Altımızdan akan okyanusu hissedebiliyordum; dalgalanmaları, akıntıları, bunların buz dağında yarattığı kırılmaları ve çıkardığı sesleri"... Frozen planet'i izlerken yaşadığınız büyülenmeyi bu adamı dinlerken tekrar yaşıyorsunuz, siz de bir anlığına buz dağıyla beraber sürükleniyorsunuz...

Sonra, dalgıç ekibinin başı var, çekimin yapılacağı gün oradaki son dalışına çıkacağı için oksijen tüplerine kilitlenmiş, kameraların farkında değil. Cevapları ortalama 5 saniye sonra geliyor, cevap verirken adeta hipnotize ediyor sizi, hemen ardından da tüplerine geri dönüyor... Bilim kurgu hastasıymış bu abimiz, boş vakitlerinde ekibine siyah beyaz bilim kurgu filmleri izletiyor... Bir ara buzulların altındaki denizden bahsediyor, dokungaçlarıyla insanı saran, sen kaçmaya çalıştıkça ağına daha çok dolandığın ve sonra seni canlı canlı yiyen deniz canlılarından bahsediyor. Ve sen dehşetle onu izlerken ekliyor: Tabi eğer insanlar mikroskopik boyutlarda olsalardı... Sonra çok ilginç bir şey oluyor; Werner Herzog da katılıyor diyoloğa: "Bu yüzden hayvanlar karaya çıktılar değil mi?". Abimiz onaylıyor hemen: "Tabi, denizin dehşetinden kaçmak için..." (Bu, Werner Herzog'un başka belgesellerinde de oluyor; yönetmen buna benzer otantik diyologlar kurabiliyor, konuştuğu insanlarla). Şahane bir abimiz anlayacağınız ve benim için başka bir büyülenme anı... Hepsi çok ilginç insanlar dedim ya, siz de izleyiniz bence...

Benim asıl hoşuma gidense, Werner Herzog'un belgeseli yaparken kendini hiç dışarıda tutmaması: Tarafsız bir pozisyon almayı hiç tercih etmiyor Herzog; üstelik böylesi, bir yönetmen için daha güvenli olsa bile. Aksine, Herzog'un düşüncelerini her yerde duyabiliyorsunuz. Örneğin, Antarktika'da çalışan bir dil bilimcisini dinlerken, new age'cilere kızıyor, her gün onlarca dil dünyadan yok olurken (bunu dil bilimciden öğreniyoruz) onlar çiçeklerle böceklerle ilgileniyorlar diye kızıyor, Herzog. Doğrusu pek katılamıyorum; ama yönetmenin dolaysız tavrını seviyorum.

Sonra başka bir yerde Antarktika'ya ilk ayak basan ekibi anlatırken -ki bu anlatıyı romantize etmek çok kolay- ekibin niyetlerini onaylamadığını söylüyor. Çünkü diyor Herzog, bunu kıtayı keşfetmek için değil, ingiliz devletinin çıkarları ve prestij için yapmışlar (100 yıl önce kıtaya ilk kez ayak basan Shackleton ve ekibi, geri dönmeyi başaramıyor ve Antarktika'da ölüyorlar). Bir yönetmen için riskli bir tercih bu; ama sözünü sakınmaması benim hoşuma gidiyor. Ya da Antarktika'ya sadece guiness rekorlar kitabına geçmek için gelen birisini de benzer bir tavırla tiye alıyor, yönetmen; ben gene mest oluyorum.

Bütün bunlara rağmen, ya da belki tam da bu yüzden, Werner Herzog'un belgesellerinde insanlar çok özel anılarından, herkese söylemeyecekleri düşüncelerinden bahsediyorlar. En azından bana öyle geliyor; dedim ya otantik diyologlarla karşılaşıyorsunuz sürekli, kurmaca ürünü olmayan... Belki de onları oraya çeken aynı nedenler yönetmeni de oraya sürüklemiş; o da o insanlarla aynı duygu durumunu (sükunetli bir büyülenme halini) paylaşıyor. Bilemiyorum... Ama inanılmaz şeyler var belgeselde, son olarak örneğin, penguenler üzerine çalışan bir biyolog var, insanlarla pek konuşmuyor. Onun için çok garip soruları var Herzog'un. Mesela, hiç deli penguen gördün mü diye soruyor. "Deliyi bilmem ama yönünü kaybetmiş penguenler var" diye karşılık veriyor abimiz; ve ardından kamera tepeden bir grup pengueni çekmeye başlıyor. Gerisi ise burada.

Gizemciğimle biz çok sevdik belgeseli, size de tavsiye...


Özgür